17 MAYIS 2009 KEMER/İSTANBUL
Aylardan mayıs, akşam güneşinin en hüzünlü huzmeleri üzerimde. Bir şarkı mırıldanıyorum ”Akşam oldu hüzünlendim ben yine”
Daracık kıvrım, kıvrım bir patika yol. Patika yollarını çok severim. Bana çok gizemli gelir. Nereye gittiği bilinmez ama uzar gider. Dağ, bayır aşar insanı kendine çeker. Her kıvrımı, döndüğünüzde bir sürprizle karşılaşabilirsiniz.
Ya flört eden iki kuş, ya bir keçi, ya da küçük bir su birikintisi, mırıldanan bir derecik. Ayağınızın altındaki kurumuş yaprakların, çakıl taşlarının sesi beni hep çocuk yıllarıma götürür.
Tozlu, taşlı patika yollarındaki bitmez tükenmez çocuk maceralarım.
Bu akşam yürürken yerde siyah kalın bir kemer gördüm. Binlerce siyah karıncadan oluşan bir kemer upuzun.
Rahmetli Anthony Quinn-Virna Lisi’nin “Kasabanın Sırrı” filmini bilenler, hatırlar kendi yaptıkları şarapları Alman askerlerinden saklamak için bütün kasaba halkı şarapları elden ele geçirerek mahzenlerden dağlara taşımışlardı. Bir Stanley Kramer filmi idi.
İşte bu karıncalar da korkunç bir hızla yuvaya yemek taşıyorlardı. Uzun siyah kemeri takip edip yuvayı buldum. Çok ilginç toprağın altına giren ağzı dolu karıncalar. Toprağın altından çıkan ve yuvaya yükü boşaltmış karıncaların ayrı bir hattı vardı. Muazzam bir trafik yaşanıyordu çok etkilendim.
Henüz erkendi, bu ne telaşdı? Daha aylardan mayıstı. Ama olsundu onlar karıncaydı. Bu onların yaşam biçimi idi. Bir yerde okumuştum karıncalar 200 km. uzaklıktaki kokuyu alırlarmış.
Şu bizim La fontaine pek imreniyorum doğrusu.
Hayat işte. Her yerde, her zaman akıp giden bir su adeta. Aşşağıdaki düzlükde insanlar golf oynuyor. Dertsiz telaşsız, umarsız. Yanlarında (caddy)ler var(top toplayıcılar) ezik kavruk cılız adamlar. Golfcüler keyifli idi. yük taşımıyorlardı.
Onlara ne gamdı, bu hayat onlarındı.
Herkesin bir hayatı vardır bu dünyada değişik binlerce, milyonlarca hayat.
Hiç birinin hayatı diğerine benzemez. Kimi karıncadır. Kimi şahin olur, yükseklerden, kimi timsah olur gözyaşın döker yalan, yalan. Kimi angut kuşudur dost ve vefadan. Kimi ayıdır hep bal yer de, kimselere yedirmez. Kimi ise yarasadır geceleri sinsiden. Kimileri de bencileyin Samsun’un Harız köylü La fontainedir.
Geceleri binlerce ışık vardır. Her ışığın altında bir hayat vardır. Binlerce ışık. Binlerce yaşanmışlık. Karmaşa, düzen yan yana akıp gider Zaten hayat dediğin de, bir sudur akıp giden.
Bazen seni dayanılmaz enfes koylar da saklar, konuk eder. Bazen de debisi yüksek nehirlere atar kayalıklara başın çarparsın. Savrulursun nefes bile alamazsın boğulursun.
Derken bir de bakarsın, uçsuz bucaksız bir denizdesin yapayalnızsın. Tepe de güneş kızgın mı kızgın? Susamışsın, kavrulmuşsun Üstelik deniz çok da tuzlu. Gözlerin kapar kahır edersin kadere.
Uyandığın da belki bir körfezdesindir. Tatlı bir sam yeli yüzün okşar. Herşeyi unutursun bir lahzada.
İşte hayat sadece ve sadece yaşadığınız andır. Avuçlarınızın içindeki andır. Sakın ola avuçlarınızı açmayın. Avuçlarınızı açtığınızda hayat biter.
Kadehimi hayata kaldırıyorum.
ŞEREFİNE HAYAT!! ..
GÜL TURAN
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

Twitter
Myspace
Digg
Del.icio.us
StumbleUpon
Yahoo
Newsvine
Googlize this
Facebook













